15
Mart 1923'te Atatürk Adana'ya geldiklerinde, yol kenarında
Antakya ve İskenderun'u sembolize eden iki genç kızın hıçkırıklar
arasında, "Bizi de kurtar" feryadına karşılık,
"Kırk asırlık Türk yurdu ecnebi elinde kalamaz"
demiştir.
20
Ekim 1921'de imzalanmış olan Ankara Antlaşması, İskenderun
Sancağını Suriye'den ayırarak ayrı bir statüye tabi tutuyordu.
Bu Antlaşmanın 7. Maddesi, İskenderun beldesi için özel
bir idare usulü kurulacağını; bu bölgenin Türk ırkından
olan sakinlerinin, kültürlerinin gelişmesi için her türlü
kolaylıktan faydalanacağını ve Türk parasının orada resmi
mahiyet taşıyacağını öngörmüştür. Antlaşma hükmüne uygun
olarak, 8 Ağustos 1922'de Sancak'ta bir bölgesel idare kurulmuştur.
Fransa,
Suriye ile anlaşarak manda idaresine son vermeyi kararlaştırmıştı.
Hatta, 8 Eylül 1936 tarihinde parafe edilen antlaşma ile
Suriye'de manda idaresinin son bulduğu öngörülüyor, ancak
Sancak'ın durumundan söz edilmiyordu. Türkiye'de bu durum
Sancak'ın kaderi hakkında genel bir kaygı uyandırdı. Türk
Hükümeti, Sancak sorununun önemi üzerine eğilerek; 6 Ekim
1936'da Milletler Cemiyeti Assamblesi'nde ve daha sonra
9 Ekim 1936'da Fransa'ya verdiği bir nota ile görüşünü belirtti.
Atatürk
davaya verilen önemi, 1 Kasım 1936 TBMM'ni açış nutkunda,
kesin ve belirli şekilde dünya kamuoyuna duyurmuştur. "Bu
sırada, milletimizi gece gündüz meşgul eden başlıca büyük
mesele hakiki sahibi öz Türk olan İskenderun-Antakya ve
havalisinin mukadderatıdır. Bunun üzerinde, ciddiyet ve
kifayetle durmaya mecburuz. Daima kendisi ile dostluğa çok
ehemmiyet verdiğimiz Fransa ile aramazda tek ve büyük mesele
budur. Bu işin hakikatını bilenler ve hakkı sevenler, alakamızın
şiddetini ve samimiyetini iyi anlarlar ve tabii görürler."
Fransa,
Sancak'ın Suriye'den ayrılamayacağını açıklamakla, Türk
görüşüne kesin red cevabı vermiş oluyordu. Sorunun Milletler
Cemiyeti'nde görüşülmesi ve bu kurulun tavsiyesi ile Sancak
bölgesine üç müşahidin gönderilmesi, Sancak davasının milletlerarası
planda da önemini artırmış oldu. İngiliz Dışişleri Bakanı
Anthony Eden'in aracılığı ile, 24 Ocak'ta bir prensip Antlaşmasına
varıldı.
Almanya'nın
1938 Martında Avusturya'yı ilhakı, Fransa'nın Almanya'ya
karşı Doğu'da kuvvetli bir Türkiye'ye ihtiyacını gösteriyordu.
Boğazların da Avrupa'da büyüyen kriz ve uyuşmazlıklar sebebiyle
önemi artmıştı. Haziran 1938'de, Antakya'da Türk ve Fransız
askeri heyetleri arasında yapılan görüşmeler sonucu, 3 Temmuz
1938'de Antlaşma yapıldı. Hatay'ın toprak bütünlüğü ile
siyasi statüsünü korumak amacı ile her iki devlet 2500'er
kişilik askeri kuvvet göndermeyi kabul etmişlerdi. Türk
Ordusu 4 Temmuz 1938'de Hatay'a girerek görevine başladı.
Türkiye ile Fransa arasında imzalanan dostluk antlaşması
bu iki devleti birbirine yaklaştırıyordu. Yapılan seçimler
sonucunda Meclis, 2 Eylül 1938'de ilk toplantısını yaptı
ve bağımsız Hatay Cumhuriyeti'ni ilan etti. Cumhurbaşkanlığına
Tayfur Sökmen, Başbakanlığa Abdurrahman Melek getirildi.
23 Haziran 1939 tarihinde Türkiye ile Fransa arasında yapılan
yeni bir antlaşma ile, Hatay halkının da arzusuna uygun
olarak Fransa, Hatay'ın Türkiye'ye katılmasını kabul etti.